Hayat anlardan ibaret aslında. Ne kadar uzun, nasıl ve nerede yaşarsanız yaşayın, Will Smith’in bir filminde söz ettiği gibi “hayat nefes aldığınız anların değil, nefesinizi kesen anların toplamıdır."
Şimdi bir an düşünün..
Tek barınabileceğiniz ülkede, tipinizi ve kimliğinizi değiştirerek, gölgenizden bile korkarak hayatta kalmaya çalışıyorsunuz. İki milyon yahudinin insafsızca katledilmesinden sorumlu savaş suçlusu olarak arandığınız için tek çıkar yolunuz bu. Kimliğiniz, tarihiniz hatta anılarınız bile değişmiş, insanlarla göz göze gelmeden yaşamayı yaşamak sayıyor, bir tarla faresinden daha ürkek nefes alıp veriyorsunuz. Bir zamanlar çokça övündüğünüz, size yakışıtıran “ölüm meleği” lakabını duyduğunuzda, siz de çevredikiler gibi yüz buruşturuyorsunuz.
Çok değil, yaklaşık 40 yıl önce Auschwitz’de, tutsak tutulan ve ari ırk olmayan herkesin ölüm kararını alan Dr. Josef Mengele’siniz siz. Önünüzde sıra olan mahkumları sağ elini kaldırdığında ölüme, sol elini kaldırdığında ise deneye gönderen kudretli doktor. Sol el hareketini görüp de heveslenenleri, ari ırkın devamının sağlanması için, insanlığın dayanabildiği en zor fiziki koşulları deneyimlemek üzere çeşitli çalışmalara alet ettiniz. Kimini bir paraşütçünün dayabileceği maksimum yüksekliği ölçmek üzere diri diri basınç odasına koyup, iç organlarının patlama anını rapor ettiniz, kimini ise olası bir Kuzey Kutbu çıkartmasında Alman askerlerinin dayabileceği soğukluk derecesinin ölçmek için buz küvetlerine zincirlediniz. Elinizin boş kaldığı anlarda, mavi gözle doğmamış Alman çocuklarının göz bebeklerine çeşitli sıvılar zerk ederek renk değişimi deneyleri yaptınız ve külliyen hatalı olan bu denemelerde binlerce çocuğun kör kalmasına sebep oldunuz. Canınızın çok sıkıldığında ya da içkiyi bir kaç kadeh fazla kaçırdığınızda zevk için kurbanların zamana karşı acıya dayanma eşiğini test ettiğiniz eğlenceli oyunları saymıyorum bile. Bu iddialarda az para da kazanmadınız hani.. Gördüğünüz hürmet, öptürdüğünüz elin hesabını tutan olmadı hiç. Rusya savaşında aldığınız yaranın ızdırabı biraz olsun hafiflesin diye tüm bu keyifli muzurluklar. Kalan zerre kadar vicdanınızla geceleri kendinizi bunu tekraryalarak rahatlattınız.
Savaşın nihayete erdiğinde zor oyunu bozmaya başladı; önce Avusturya, derken ver elini Arjantin ve son olarak da Brezilya’da bambaşka bir insan olarak sakin bir emekli hayatına geçtiniz. Yepyeni bir yüz, bambaşka bir kimlik ve size deli eden korkularınızla: Wolgang Gerhard.
Mossad’ın uzun süren takiplerini kurnazca atlattığınız yılların ardından, 1979 yılının sıcak bir perşembe günü, herkesten uzak yüzdüğünüz ünlü bir sahilde geçirdiğiniz bir inme sonucu boğularak hayatınızı kaybettiniz. Son gördüğünüz görüntü, yakınlarınızda yüzen ve size ulaşmaya çalışan bir kişinin endişeli ve “mavi olmayan” gözleri oldu.
Mengele’nin sanırım acılarla doldurduğu hayatında nefesinin kesildiği tek andı bu. Görgü tanıklarının ifadelerinde zavallı Gerhard’ın son derece soğukkanlı bir şekilde hayatını kaybettiği raporlanmıştı.
Hayat senaryosunda ölümü başrole koymuş bir insanın yaşadığı iki milyon birinci ölüm olduğunu düşünürsek, bu bizi şaşırtmamalı.
1988 yılında, yani Mengele’nin kimliğinin 1992 yılında DNA testleri sonucu kesinlik kazanmasından dört sene önce bir an daha yaşandı. Londra’da BBC televizyon kanalının stüdyosunda bir sunucu, içinde 1938-39 yıllarında zamanının Çekoslavakya’sındaki bir nazi kampından Kindertrasport adı altında bir adlı gizli bir operasyonla kaçırılan ve güvenli bir şekilde İngiltere’ye ulaştıralarak hayatları kurtulmuş 669 yahudi çocuğunun isimlerinin olduğu listeyi çevirmeye başladı. Operasyonu yapan kişi, bugün 105 yaşını kutlayan ve literature “İngiliz Schindler” olarak geçen Sir Nicholas George Winton da salonda oturan seyirciler arasındaydı. Eşi Grete’nin bir şekilde ele geçirdiği ve bu programa vesile olduğu liste, çoğunluğu Yahudi bir çok çocuğun isimlerini içeriyordu.
Hayatlar değiştiren adam Winton, yaşının da vermiş olduğu dinginlikle salonda olan bitenden habersiz, sunucunun kendi hakkında anlattığı kahramanlıkları idrak etmeye çalışırken o da soğukkanlıydı. Uzun ömründe hiç bir karşılık beklemeden yapmış olduğu bir eylem için, İngiliz Kraliçesinden almış olduğu “Member of the Order of the British Empire” ünvanınından, Çek Devleti tarafından Nobel’e aday gösterilmesine kadar sayısız onurlandırmayı yaşamış bir “Sir” için nefes kesecek pek bir an kalmamış olması gerekirdi.
Sunucunun listeden okuduğu bir isim, hemen yanındaki koltuktan kalkıp ona sarılıncaya kadar sürdü bu sakin duruş. Sonrasındaki cümle ise onun hayatının nefesini kesen anına sürükledi onu.
Şimdi bir an düşünün..
Tek barınabileceğiniz ülkede, tipinizi ve kimliğinizi değiştirerek, gölgenizden bile korkarak hayatta kalmaya çalışıyorsunuz. İki milyon yahudinin insafsızca katledilmesinden sorumlu savaş suçlusu olarak arandığınız için tek çıkar yolunuz bu. Kimliğiniz, tarihiniz hatta anılarınız bile değişmiş, insanlarla göz göze gelmeden yaşamayı yaşamak sayıyor, bir tarla faresinden daha ürkek nefes alıp veriyorsunuz. Bir zamanlar çokça övündüğünüz, size yakışıtıran “ölüm meleği” lakabını duyduğunuzda, siz de çevredikiler gibi yüz buruşturuyorsunuz.
Çok değil, yaklaşık 40 yıl önce Auschwitz’de, tutsak tutulan ve ari ırk olmayan herkesin ölüm kararını alan Dr. Josef Mengele’siniz siz. Önünüzde sıra olan mahkumları sağ elini kaldırdığında ölüme, sol elini kaldırdığında ise deneye gönderen kudretli doktor. Sol el hareketini görüp de heveslenenleri, ari ırkın devamının sağlanması için, insanlığın dayanabildiği en zor fiziki koşulları deneyimlemek üzere çeşitli çalışmalara alet ettiniz. Kimini bir paraşütçünün dayabileceği maksimum yüksekliği ölçmek üzere diri diri basınç odasına koyup, iç organlarının patlama anını rapor ettiniz, kimini ise olası bir Kuzey Kutbu çıkartmasında Alman askerlerinin dayabileceği soğukluk derecesinin ölçmek için buz küvetlerine zincirlediniz. Elinizin boş kaldığı anlarda, mavi gözle doğmamış Alman çocuklarının göz bebeklerine çeşitli sıvılar zerk ederek renk değişimi deneyleri yaptınız ve külliyen hatalı olan bu denemelerde binlerce çocuğun kör kalmasına sebep oldunuz. Canınızın çok sıkıldığında ya da içkiyi bir kaç kadeh fazla kaçırdığınızda zevk için kurbanların zamana karşı acıya dayanma eşiğini test ettiğiniz eğlenceli oyunları saymıyorum bile. Bu iddialarda az para da kazanmadınız hani.. Gördüğünüz hürmet, öptürdüğünüz elin hesabını tutan olmadı hiç. Rusya savaşında aldığınız yaranın ızdırabı biraz olsun hafiflesin diye tüm bu keyifli muzurluklar. Kalan zerre kadar vicdanınızla geceleri kendinizi bunu tekraryalarak rahatlattınız.
Savaşın nihayete erdiğinde zor oyunu bozmaya başladı; önce Avusturya, derken ver elini Arjantin ve son olarak da Brezilya’da bambaşka bir insan olarak sakin bir emekli hayatına geçtiniz. Yepyeni bir yüz, bambaşka bir kimlik ve size deli eden korkularınızla: Wolgang Gerhard.
Mossad’ın uzun süren takiplerini kurnazca atlattığınız yılların ardından, 1979 yılının sıcak bir perşembe günü, herkesten uzak yüzdüğünüz ünlü bir sahilde geçirdiğiniz bir inme sonucu boğularak hayatınızı kaybettiniz. Son gördüğünüz görüntü, yakınlarınızda yüzen ve size ulaşmaya çalışan bir kişinin endişeli ve “mavi olmayan” gözleri oldu.
Mengele’nin sanırım acılarla doldurduğu hayatında nefesinin kesildiği tek andı bu. Görgü tanıklarının ifadelerinde zavallı Gerhard’ın son derece soğukkanlı bir şekilde hayatını kaybettiği raporlanmıştı.
Hayat senaryosunda ölümü başrole koymuş bir insanın yaşadığı iki milyon birinci ölüm olduğunu düşünürsek, bu bizi şaşırtmamalı.
1988 yılında, yani Mengele’nin kimliğinin 1992 yılında DNA testleri sonucu kesinlik kazanmasından dört sene önce bir an daha yaşandı. Londra’da BBC televizyon kanalının stüdyosunda bir sunucu, içinde 1938-39 yıllarında zamanının Çekoslavakya’sındaki bir nazi kampından Kindertrasport adı altında bir adlı gizli bir operasyonla kaçırılan ve güvenli bir şekilde İngiltere’ye ulaştıralarak hayatları kurtulmuş 669 yahudi çocuğunun isimlerinin olduğu listeyi çevirmeye başladı. Operasyonu yapan kişi, bugün 105 yaşını kutlayan ve literature “İngiliz Schindler” olarak geçen Sir Nicholas George Winton da salonda oturan seyirciler arasındaydı. Eşi Grete’nin bir şekilde ele geçirdiği ve bu programa vesile olduğu liste, çoğunluğu Yahudi bir çok çocuğun isimlerini içeriyordu.
Hayatlar değiştiren adam Winton, yaşının da vermiş olduğu dinginlikle salonda olan bitenden habersiz, sunucunun kendi hakkında anlattığı kahramanlıkları idrak etmeye çalışırken o da soğukkanlıydı. Uzun ömründe hiç bir karşılık beklemeden yapmış olduğu bir eylem için, İngiliz Kraliçesinden almış olduğu “Member of the Order of the British Empire” ünvanınından, Çek Devleti tarafından Nobel’e aday gösterilmesine kadar sayısız onurlandırmayı yaşamış bir “Sir” için nefes kesecek pek bir an kalmamış olması gerekirdi.
Sunucunun listeden okuduğu bir isim, hemen yanındaki koltuktan kalkıp ona sarılıncaya kadar sürdü bu sakin duruş. Sonrasındaki cümle ise onun hayatının nefesini kesen anına sürükledi onu.














